Dünya

Aşırı sağcı AfD’nin kasasına giden tartışmalı milyonlar

Almanya’daki aşırı sağcı AfD (Almanya için Alternatif) partisi, ülkedeki koşullardan söz ederken kendini sıklıkla “mağdur” olarak tanımlar:

Ya siyasi kararlarla yöneticilerini hedef alan mahkemelerin mağduru, ya kendisini aşırı sağcı şüpheli vaka olarak izleyen güvenlik makamlarının mağduru ya da kendisini damgaladıklarını ileri sürdüğü diğer partilerin mağduru olarak.

Ancak partinin finansmanına bakıldığında bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor. AfD, devletin parti finansmanından kayda değer ölçüde yararlanıyor. Yalnızca 2025’ten 2029’un başına kadar, yani Alman Federal Meclisi’nin bu yasama döneminde AfD, parti ve parlamento çalışmaları için devletten toplamda yaklaşık yarım milyar euro alacak.

Bu para birçok kaynaktan geliyor. Çünkü Alman devleti, partileri parlamenter demokrasinin temel direklerinden biri olarak destekliyor. Partiler, seçimlerde aldıkları her oy için devletten yaklaşık bir euro alıyor. Vatandaşların bağışladığı ya da milletvekillerinin kendi partilerine ödediği her euro için de devlet 45 cent ekliyor. Bu yolla AfD, 2025 yılında devletin parti finansmanından toplam 12,78 milyon euro aldı. Karşılaştırmak gerekirse iktidardaki Hristiyan Demokratlar devletten 54 milyon euro aldı.

Asıl büyük para ise parlamento çalışmalarına akıyor. Devlet, seçilmiş halk temsilcilerinin demokratik görevlerini yerine getirebilmelerini amaçlıyor. Federal Meclis’teki her milletvekili, maaş niteliğindeki ödeneğin yanı sıra aylık masraf karşılığı, personel giderleri ve ofis donanımı için de ödenek alıyor.

Federal Meclis’in verilerine göre bu kalemlerin toplamı, milletvekili başına yılda yaklaşık 540 bin euroya ulaşıyor.

AfD’li milletvekillerine yılda 82 milyon euro

Şubat 2025’te yapılan meclis seçimlerindeki son başarısıyla AfD, şimdiye kadarki en güçlü haliyle parlamentoya girdi. Partinin meclis grubu 152 milletvekilinden oluşuyor. Bu da şu anlama geliyor: AfD’li milletvekillerinin Alman Federal Meclisi’ndeki çalışmaları için devlet her yıl toplamda yaklaşık 82 milyon euro ödüyor.

Buna, AfD’li milletvekillerinin eyalet parlamentolarındaki çalışmaları için yapılan milyonlarca euroluk ödemeler de ekleniyor. Parti artık neredeyse tüm eyaletlerde temsil ediliyor ve buralarda 200’ün üzerinde milletvekili bulunuyor.


AfD’nin halihazırda sadece Federal Meclis’te452 milletvekili bulunuyor Fotoğraf: Elisa Schu/dpa/picture alliance

Devlet yardımları, tüm partiler ve tüm milletvekilleri için aynı kurallara göre hesaplanıyor. Ancak AfD söz konusu olduğunda bu finansman son derece tartışmalı. Çünkü parti, birçok eyalette Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından “aşırı sağcı şüpheli vaka” olarak izleniyor; üç eyalette ise “kesin olarak aşırı sağcı” şeklinde sınıflandırılıyor.

Parlamentolardaki AfD milletvekilleri, devlet bütçesiyle finanse edilen kadrolarda, bir kısmı Neonazi geçmişe sahip çok sayıda aşırı sağcıyı istihdam ediyor. Birçok aşırı sağcı yazar ve yayıncı da artık AfD milletvekillerinin ofisleri aracılığıyla geçimini sağlıyor. Almanya’daki önemli mahkemeler, partinin anayasa karşıtı hedefler güttüğüne dair yeterli emareler bulunduğu görüşünde. Bunlar arasında Münster Yüksek İdare Mahkemesi ve Münih İdare Mahkemesi de yer alıyor.

Peki devlet bu yolla kendi düşmanlarını mı destekliyor?

Dresden’deki Hannah Arendt Totalitarizm Araştırmaları Enstitüsü’nde görev yapan siyaset bilimci Steffen Kailitz, “AfD’nin ideolojisi, demokrasiyi tehdit ediyor” diyor.

Kailitz’e göre “etnik temelli insan anlayışı” AfD’yi demokrasi açısından tehlikeli kılan nokta. Bu anlayış, Alman vatandaşlığına sahip olsa bile AfD’nin gözünde “etnik olarak Alman” sayılmayanları en azından örtük biçimde ikinci sınıf vatandaş olarak damgalıyor.

AfD, modern göç toplumuna karşı mücadele ediyor. Almanya’dan milyonlarca insanın sınır dışı edilmesini talep ediyor. Alman pasaportuna sahip olsalar bile göçmenlerin Alman olduğunu sık sık reddediyor. Parti, radikal talepleri ve kampanyalarıyla milyonlarca insana ulaşmayı başarıyor. Seçim sonuçları bunu açıkça gösteriyor.


Dresden’deki Hannah Arendt Totalitarizm Araştırmaları Enstitüsü’nde siyaset bilimci Steffen KailitzFotoğraf: Hannah-Arendt-Institut für Totalitarismusforschung

Bu noktada para meselesi yeniden gündeme geliyor. “Para olmadan seçim kampanyası yürütülemez,” diyor Steffen Kailitz ve ekliyor:

“Bu nedenle para, bir parti için elbette hayati önemdedir. Özellikle sosyal medyada AfD dikkate değer bir etki gücü oluşturdu. Bu da parasız mümkün olmazdı.”

Hamburglu siyaset danışmanı ve sosyal medya uzmanı Martin Fuchs, AfD’nin ilk dönemlerinde kendisine danışmanlık teklifleri geldiğini anlatıyor:

“Beni AfD safına çekmek için çok yüksek paralar teklif edildi. Yani para, en azından başlangıçta iyi personel bulmak açısından gerçekten çok işe yarıyor.”

AfD: Uzmanlıktan çok iletişime para mı harcanıyor?

Fuchs, AfD’nin dijital varlığını yıllardır izliyor. Ona göre parti, sahip olduğu kaynaklarla kısa sürede etkili iletişim yapıları kurdu:

“Federal Meclis’e ilk girişinden bu yana parti, parayı altyapıya yatırmaya karar verdi ve meclis grubunda bir ‘haber merkezi’ kurdu. AfD, diğer partilerin yapmadığı şekilde parayı insan kaynağına yatırdı. Diğer gruplar bu kaynağı daha çok uzman politika danışmanlarına ayırdı.”

Fuchs’a göre AfD çevresinde artık adeta bir ajans ekosistemi oluşmuş durumda:

“Bugün Almanya’da esas olarak AfD ve AfD’ye yakın yapılar için çalışan bir dizi ajans var. Bu ajanslar, eğer bu para olmasaydı var olmazdı.”


AfD’nin sosyal medya kampanyaları, 2025 federal seçimlerinde özellikle genç seçmenlerde ciddi oranda karşılık bulduFotoğraf: Frank Hoermann/Sven Simon/picture alliance

Steffen Kailitz, devletin AfD’ye sağladığı finansmanın ciddi bir paradoks olduğunu savunuyor:

“Devlet bir yandan aşırı sağcılıkla mücadele için para harcıyor, dördüncü yandan aşırı sağcı bir partiyi büyük ölçüde finanse ediyor. Demokrasi teorisi açısından burada ciddi bir gerilim olduğu söylenebilir.”

Anayasa: Devlet parası sadece demokratlara

Kailitz, AfD’nin radikalliği göz önüne alındığında, devletin parti finansmanının hukuken meşru olup olmadığının en yüksek yargı organı tarafından incelenmesini öneriyor. Çünkü Alman Anayasası, parti finansmanına açık bir sınır koyuyor.

Anayasada şu ifade yer alıyor:

“Amaçları veya taraftarlarının davranışlarıyla özgür demokratik temel düzeni zedelemeye ya da ortadan kaldırmaya veya Almanya Federal Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye atmaya yönelen partiler, devlet finansmanından yararlanamaz.”

Böyle bir dışlamanın önündeki engeller oldukça yüksek. Tıpkı bir parti kapatma davasında olduğu gibi, bu süreç Federal Hükümet, Federal Meclis ya da Federal Konsey tarafından başlatılmak zorunda. Nihai kararı ise Almanya’nın en yüksek yargı mercii olan Federal Anayasa Mahkemesi verecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu